1 MAYIS’TA SENDİKAL BİRLİĞİ – SENDİKA-İÇİ DEMOKRASİYİ – MİLİTAN EYLEMİ YÜKSELTMELİYİZ!

1 Mayıs kapıda.

Çeşitli sendikalar ve siyasal örgütler şimdiden nerede toplanmayı düşündüklerini ilan ettiler.

Biz burada güncel gelişmelerden çok, 1 Mayıs Dünya İşçilerinin Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü münasebetiyle önemli gördüğümüz birkaç konuya değinmek istiyoruz.

1 Mayıs BİRLİK günüdür. Bunun en başta ve kesinlikle öngördüğü İşçilerin Birliğidir. İşçilerin sendikal birliğidir, siyasal birliğidir.

SENDİKAL BİRLİK

SENDİKAL BİRLİK, genelde dünya işçilerinin, bizim yerelimizde ülkemiz işçilerinin sendikal birliğidir. Bu, bugün kabaca söylersek, Türk-İş Konfederasyonu şemsiyesi altında birlik olarak gerçekleşmiştir. Epeyce uzun bir süredir böyledir. Her ne kadar Hak-İş Konfederasyonu, işçilerin birliğini inanç temelinde bozmak için devlet desteğinde saldırılarını sürdürmekte ise de, belli bir sınırın ötesine geçememiştir.

Ama, bu yetersizdir. Çünkü, kapitalizm, işli işçilerle işsiz işçiler arasında sürekli ve derin bir rekabet yaratacak bir bölünmeyi her zaman öngörür. Kapitalizmin çıkarı, işçilerin sürekli bölünmesini ister, bu yüzden tüm işleyişler, işçileri dilim dilim bölmeye yöneliktir.

Öte yandan, istatistiklerin de açığa vurduğu üzere, sendikalı işçilerin sayısı toplam işçi sayısının onda birinden de azdır, yani sendikalılar son derece küçük bir azınlıktır.

Sendikal örgütlenme kadın işçiler arasında da son derece azdır. Özellikle ev işçileri neredeyse tamamen sendikasızdır.

 “Memur” statüsü altındaki milyonlarca kamu işçileri, kamu görevlisi emekçiler, devletin gözetimi altındadır ve en temel grevli toplu sözleşmeli pazarlık olanağından yoksundur. Sendikal örgütlenmeleri de devletin denetimi altında, ağırlıklı olarak göstermeliktir.

Her işletmede, devletin ve işverenlerin ısrarla koruduğu ve de oranını artırmaya çalıştığı “kapsamdışı” personeli unutmayalım. Bunların ezici çoğunluğu esasen işçi olmakla birlikte, özellikle sendikal örgütlenmenin dışında tutulmaktadır.

Devletin üniformalı kesiminde, orduda, poliste vb. hatırı sayılır sayıda, özel kanunla sendika dışı tutulan büyükçe bir kamu görevlisi topluluğu var.

Tarımda sendika yüzü görmemiş tarım işçisi emekçisi nüfus olduğunu, bunlar arasında özel işletmelerde çalışanların, özellikle de mevsimlik işçi kategorisine girenlerin hem sendikadan hem de sosyal sigortadan uzak tutulduklarını hatırlayalım.

Topluca değerlendirirsek, ülkemizde sayısı kolayca 25 miyona ulaşabilen bir işçi, emekçi topluluğu vardır.

Bunların, aileleriyle, çocuklarıyla, emeklileriyle nüfusun dörtte üçüne yakın bir EZİCİ ÇOĞUNLUK oluşturduğunu bilincimize çıkarırsak, sendikal birliğin, işçilerinin birliğinin ne kadar gerekli ve kaçınılmaz olduğunu anlarız. Mücadele bugün o denli geriden sürdürülmektedir.

Buradan çıkan bir sonuç şudur:

İşçiler, emekçiler varolan sendikal birliği sonuna kadar kıskançlıkla korumak, sendikal bölücülük girişimlerine şiddetle karşı çıkmak mecburiyetindedirler.

Bu yetmez!

Sendikalar,  1 Mayıs vesilesiyle, sendikal birliği büyütmeye yönelik olarak,

  1. Sendikalaşma kampanyaları açıp, örgütleyiciler üzerinden yırtıcı sendikalaşma girişimleri örgütlemelidirler.
  2. Sendikalar, sendikasız işçilerle dayanışmayı yükseltmeli, ülkenin her bir yerinde yeni patlak veren mücadelelere, işçi-işveren uyuşmazlıklarına yığınsal olarak boy göstererek müdahale etmeli, ellerindeki olanakları sendikasız işçilerin mücadelesinin başarısı için seferber etmelidirler.
  3. Sendikalar, işli işçilerin işsiz işçilerle dayanışmasını yaratıcı formüllerle yükseltmeli ve işsiz işçilere sahip çıkmalıdırlar.
  4. Sendikalar, kadın işçilerin, çırakların, ev işçilerinin sendikal örgütlenmesi için yaratıcı yöntemler geliştirmeli ve uygulamaya sokmalıdırlar.
  5. İşçi sendikaları, kamu görevlilerinin sendikalarıyla birlik, birlikte davranma yöntemlerini yaratıcı şekilde geliştirmelidirler.
  6. Genel olarak merkezi sendikal birlik iyidir. Ama, tüm illerde il merkezlerindeki (ya da ilçelerdeki) sendikal şubeleri sürekli ve kalıcı birer “platform”da biraraya getirmek, sendikal birliği hayata geçirmede kilit önemdedir. Bu platformların çeşitli işçi merkezlerinde daha önce denendiğini ve güzel sonuçlar verdiğini çok kişi hatırlayacaktır.
  7. Kalıcı “sendikalararası şube platformları”nın ötesinde, her bir somut durumda, örnek en son yaşanan Doruk Madencilik olayında olduğu gibi, o somut durum için bölgedeki bütün sendikaları ortak tutum almaya sevk edecek geçici platformlar da oluşturulabilir ve de oluşturulmalıdır.

SENDİKA-İÇİ DEMOKRASİ

 Sendikal mücadelenin ikinci önemli ayağı sendika-içi demokrasidir.

Devlet ve işverenler, hem kanunlar yoluyla, hem de işveren işbirlikçileri yoluyla sendikalarda derebeylikler oluşturulmasını, kendi kontrolleri açısından hem sağlamaya hem de teşvik etmeye çalışıyor. Kimi sendikalarda yöneticilerin sanki padişahlıkmış gibi tepede kök saldığını görmekteyiz. Buna sınır konulmalıdır.

İki kongre arasındaki sürenin uzun tutulması, işçi temsilcisi seçimlerinin kanun yoluyla sendika yönetimine verilmesi, sendika binalarına sanki devlet kapısıymış gibi “güvenlik” önlemleri aldırarak, işçilerin / sendika üyelerinin kendi sendikalarına serbestçe girip çıkmasının önüne geçilmesi, ve daha başka çeşitli uygulamalar, devletin ve işverenlerin sendika-içi demokrasinin önüne koyduğu engellerdir.

İşçiler, burjuvazinin tüm haksızlık ve kanunsuzluklarının üstünden aşmanın yolunu her zaman aramış ve bulmuşlardır. İşçiler işyerlerinde birlik içinde kimleri sendika temsilcisi görmek istiyorlarsa, her yolu deneyerek bu istemlerini sendika şube yönetimlerine duyurmanın, yöneticileri ikna etmenin yollarını bulurlar, bulmalıdırlar.

Burada önemli bir ilke, seçimle gelenin yine seçimle, geri çağrılmayla görevinden alınması ilkesidir. Sendikalı işçiler bu konuda yöneticilerini ikna etme yollarını geliştirmek durumundadırlar. Görev sürelerine sınır konulmalı, sendika yönetimlerine taze kan sağlanmalıdır.

Sendika-içi demokrasi, sendikanın büyüme yasasıdır.

Bu istemi işçiler tüm sendikalarda yükseltmelidirler. 1 Mayıs buna da olumlu bir vesile olabilir.

Militan eylem

Sınıf mücadelesinin işçilere öğrettiği yaşam dersi şudur:  Haklar alınmak içindir. Mücadele gerekir.

İşveren ise kapitalizmin yasasını uygular: Herşey daha fazla kâr içindir.

İşverenin bütün eylemi, aldığı bütün önlemler, teknolojiyi geliştirmesi, sendikal birliği dinamitlemesi, istediği bütün kanuni uygulamalar, yaptırımlar, işsiz işçilerin sayısının sürekli artırılmaya çalışılması (çünkü çalışan işçilerle işsiz işçiler arasındaki rekabeti azdırarak genel ücret düzeylerini düşürmek onun çıkarınadır) özünde KÂR, daha yüksek kâr, YALNIZCA KÂR içindir.  Tüm yaşam felsefesi kâra endeksli olan işverenlerin toplu sözleşmelerde işçi sendikalarının önüne getirdiği tüm istemler, yasaklar, engeller, karşı çıkışlar, lokavtlar, buna yöneliktir.

İşçiler işverenlerle kardeş değildirler, aynı gemide değiliz. İçtiğimiz su, yediğimiz yemek, giydiğimiz pantolon bile aynı değildir. İşverenlere karşı yükseltilen her hak mücadelesinde, işçilerin tek güçlü silahı, birlik içinde toplu eylemdir.

İşçiler üretimden gelen güçlerini toplu eylem yoluyla militanca ve kararlılıkla sürdürürlerse,  işverenden o kadar taviz alabilirler. TAVİZ diyoruz, çünkü her toplu sözleşme mücadelesi, işverenlerden ancak geçici tavizler almaya yarar. Sendikacıların göklere çıkarttığı, ballandıra ballandıra anlattıkları  “yüksek ücret zammı” da geçici tavizdir. Bunu anlamak için hayat pahalılığın seyrine bakmak, TL’nin değerinin nasıl hızla eridiğini izlemek yeterlidir.

Demek ki, toplu sözleşmelerde elde edilen anlık kazanımları nispeten kabul edilebilir, dayanılır düzeyde tutmak için de mücadele gerekir. Bu da, işverenlerin karşısında birlik içinde, toplu eylem, militan eylem yeteneğimizi koruyarak olur. 

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLMALIYIZ

Bu da bizi sınıf mücadelesinin en kilit bir kavramına getiriyor:

Üreten bizsek, yöneten de biz olmalıyız.

Bu, en başta, üretimin tüm süreçlerini, tüm aşamalarını BİLMEK, konuya hakim olmak gereğine işaret eder. Günümüzün artan teknolojik ilerlemeleri, kapitalizmde her üretim biriminde, her işletmede, her üretim sürecinin her aşamasında, her düzeyinde İŞÇİLERİN BİLGİ SAHİBİ OLMASInı, karar alma süreçlerine katılmasını, denetlemesini, duruma hakim olmasını olanaklı kılmaya yardımcıdır. Aşık İhsani ozanımızın zamanında söylediği gibi, “kim nerede ne yapıyor, biliyoruz bileceğiz yakındır!”

Bütün sendikaların bütün sözleşmelerde üzerinden atladığı, ağzına bile almadığı önemli konu işte budur. Oysa, işçinin yönetimde söz sahibi olması konusu, işçi sınıfının tüm üyeleri  için hayatidir.

1 Mayıs vesilesiyle tekrar hatırlatalım ki, işçiler, sendika üyeleri sendika yöneticilerini bu temel istem hakkında bilgilendirmek, ısrarla hatırlatmak, onların toplu sözleşme masalarında bu temel istemi yazılı maddelerde dillendirmelerine yardımcı olmak durumundadırlar.

Üreten biziz, yöneten de biz olacağız.

Sendikal birlik, sendika-içi demokrasi ve militan eylemle üreteceğiz, yöneteceğiz.

Sadece işyerlerini değil iktidarı istiyoruz. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada iktidarı istiyoruz.

En temel istemimiz, işçi sınıfının kendi kaderini tayin hakkının gerçekleşmesi, yani devrimdir.

1 Mayıs İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, bu anlayışla hepinize kutlu olsun

EMAR Vakfı

EK: Okuma önerisi

https://emarvakfi.net/wp-content/uploads/TKP-IS/Kitaplar/PDF/TKPnin_SendikalHareketeBakisi.pdf

Venezüella Dayanışma Komitesi yöneticisi Francisco Dominguez’in Venezüella’daki gelişmeler üzerine yazdığı kısa bir bilgi notu ile Michael Roberts’in Venezüella’daki en son gelişmeler üzerine Latin Amerikalı bazı Marksist yazarların çözümlemelerini esas alarak yazdığı kısa yazının Türkçe çevirisini sitemize yüklüyoruz. İyi okumalar

EMAR

VENEZÜELLA HALKIYLA DAYANIŞMAYI YÜKSELTELİM

Francisco Dominguez, İngiltere Venezüella’yla Dayanışma Kampanyası Sekreteri

Sevgili yoldaş,

Birleşik Sosyalist Parti (PSUV, Hugo Chavez tarafından kurulan parti) ve Büyük Vatansever Kutup Venezüella’da hükümeti oluşturmaktadır.

Anayasa hükümleri uyarınca, Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez Geçici Devlet Başkanı olmuştur; bu karar ülkenin Yüksek Mahkemesi tarafından onaylanmış ve resmileşmiştir.

Bu karar, ülkenin silahlı kuvvetleri, PSUV, Ulusal Meclis ve kabine dâhil olmak üzere tüm temel kurumlar tarafından tam olarak desteklenmektedir. Devlet Başkanı Maduro’nun oğlu ve Ulusal Meclis’in seçilmiş üyesi olan Nicolas Maduro Guerra da bu kararı tamamen desteklemektedir.

Petrol endüstrisi dâhil olmak üzere tüm devlet sanayi ve ekonomik kurumları bu hükümetin kontrolündedir. Ulusal Meclis, ABD ablukasına karşı koymak amacıyla petrol sektörüne yabancı yatırımı teşvik etmeyi hedefleyen (Küba’nın “Yatırım Yasası”na çok benzeyen) Hidrokarbonlar Yasası’nı (petrol ve sıvı gaz) oybirliğiyle kabul etmiştir.

Venezuela hükümeti, ABD’den (birkaç yıldır Venezuela’da faaliyet gösteren Chevron dâhil), Fransa’dan, İspanya’dan, Çin’den, Rusya’dan (ve diğer ülkelerden) şirketlerle petrol ve doğal gaz yatırımı üzerine müzakereleri sürdürmektedir.

Ülkenin, 3 Ocak’taki ABD askeri saldırısı ve Devlet Başkanı Maduro ile eşi Cilia Flores’in acımasızca kaçırılmasıyla sarsıldığı açıktır. Ayrıca savaş filosunu hâlâ Karayip Denizi’nde konuşlandırmış bulunan ABD’nin askeri baskısı altında diplomasi yürütmektedir. Kısacası, ABD Venezuela’nın başına büyük bir silahı dayamış durumdadır (...).

Devamı İçin Tıklayınız...

 

VENEZÜELLA'DA SON PERDE

Michael Roberts

Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin ABD askeri güçleri tarafından kaçırılması, ardından Başkan Yardımcısı Rodríguez’in görevi devralması ve ABD’nin Venezuela’nın petrol ihracat gelirlerini kontrol etmesine ve ABD’li çok uluslu enerji şirketlerinin yatırım yapmasına izin vermesi – tüm bunlar 25 yılı aşkın süre önce başlayan Çavezci devrimin son perdesine gelindiğine işaret ediyor. Bu nedenle, Venezuela’nın bu noktaya nasıl geldiğini ele alan yeni bir kitabın yayımlanmış olması oldukça yerindedir.

Adı Venezuela in Crisis (https://www.haymarketbooks.org/books/2621-venezuela-in-crisis) “Venezüella Krizde” olan ve Haymarket Books tarafından yayımlanan bu kitap, “Venezuela’daki en önemli Marksist, sosyalist ve anti-kapitalist düşünürlerden bazılarını, farklı sol siyasal gelenek ve örgütleri temsil eden isimleri” bir araya getiriyor. İspanyolca yazan bu yazarların metinleri İngilizceye çevrilmiş, böylece Venezuela solunun tartışmalarını ve deneyimlerini İngilizcede okumak mümkün oluyor. Katkıda bulunanların bazıları Chávez kabinesinde görev yapmış ve bugün Maduro hükümetinin eleştirmenleri haline gelmiş isimler. “Bu seslerin İngilizce konuşan kitlelere ulaştırılması, okurların Venezuela solunun güncel tartışma ve perspektifleriyle doğrudan etkileşime girmesine olanak sağlayacaktır.”

Kitabın editörü, daha önce de Venezüella üzerine yazmış olan Anderson Bean, kendisi ABD’de North Carolina Agricultural and Technical State University’den. Giriş bölümü, kitaptaki bölümlerin özünü sunuyor. Bean, 2000’ler boyunca Venezuela’daki Çavezci-Bolivarcı devrimin Küresel Güney olarak bilinen bölgedeki diğer ülkeler için, hatta belki de 1960’ların Küba devriminden bile daha fazla ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. On yıllar süren kapitalizm yanlısı ve ABD yanlısı çürümüş hükümetlerden sonra 1998 seçimlerinde Hugo Chávez’in seçilmesi, adeta temiz bir hava esintisiydi. Sonraki yıllarda Chávez’in başkanlığı “Venezüellalıların maddi refahını artırdı, daha fazla toplumsal eşitlik sağladı ve geleneksel olarak siyasal süreçten dışlanan kesimleri güçlendirdi.”

Devamı İçin Tıklayınız...

 

Mustafa Suphi'ler

SEVGİYLE ANIYORUZ!

TKP kurucu önderi Mustafa Suphi

ve 14 yoldaşımızı, egemen sınıf elinde katledilmelerinin

105. yıldönümünde sevgiyle anıyoruz.

“28 KANUNİSANİ

ta ata aa ta ta ha ta tta ta

tarih
sınıfların
mücadelesidir

1921

kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz

on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş

bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat

28 kanunisaniyi unutma!”

Değerli dostumuz yoldaşımız, araştırmacı yazar, Alevi-Bektaşi aydını İsmail Kaygusuz’un Kavga, Kervan ve İşçinin Sesi’nde yıllar boyunca yazmış olduğu yazıları, inceleme ve araştırmalarını, yayınlanmamış el yazması notlarını, şiirlerini derlemekteyiz.

3 Şubat 2026, yoldaşımızın ölümünün dördüncü yıldönümüdür. Bu vesileyle, onun yapıtlarının birinci bölümünü 1.cilt olarak e-kitap formatında hazırladık.

Bu ciltte, İsmail Kaygusuz’un Alevilik-Bektaşilik konusu üzerine daha yeni yazmaya başlamış ve ilk araştırmalarının sonuçlarını bir araya getirmekte iken yaptığı ve bu alanda katkı sayılması gerektiğini düşündüğümüz çalışmalarının bir bölümünü bulacaksınız.

Alevi-Bektaşi ulularından Yunus Emre’yi ele alışı, Pir Sultan’ın yaşamını tarihsel-toplumsal bir çerçeve içine oturtması, Abdal Musa’nın Anadolu Alevi hareketlerindeki önemli siyasal rolünü, Şeyh Bedreddin’in inanç ve mücadelesini materyalizmin ruhuna uygun ele alışı, en nihayet Çaldıran savaşını ve Şah İsmail’i günümüze dek yeterince odaklanılmamış bir çerçevede değerlendirmesi, bütün bunlar, daha sonra Alevi-Bektaşi toplumsal gerçeğinin materyalist değerlendirmesine yönelik diğer çalışmalarının ilk adımlarıdır.

Bu değerli aydınımızı, değerli dostumuz ve yoldaşımız İsmail Kaygusuz’u yeniden, sevgiyle anıyoruz.

Tüm dostlara iyi okumalar dileğiyle. Okumak için tıklayınız...

EMAR, Ocak 2026

 

Hou Chuoen’in China Daily’de yayınlanan “Geleceğe Hazırlanmak” başlıklı yazısı vesilesiyle, ilericilerin dikkatini bazı noktalara çekmek; işin ve işçi sınıfının geleceği üzerine kafa yoran Marksist arkadaşlara daha önce yayınlanmış bazı kaynakları hatırlatmak üzere aşağıdaki üç kaynağı sitemize koyuyoruz. İyi okumalar!

Bu kaynaklardan birincisi, Komünist Partisi Manifestosu’dur.

İkinci kaynak olarak, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya Önsöz.

Sonuncu kaynak da , 1999’da 10.Kongre’de kabul edilen TKP 6. Programı’nın Bilimsel-Teknolojik Devrim’e ayrılmış bölümü.

KOMÜNİST MANİFESTO’DAN 

Günümüze Bazı Hatırlatmalar

Marks-Engels, 1848’de yayınladıkları Komünist Manifesto’da aynen şunları söylediler:

“… Çağımızın, burjuva çağının ayırt edici bir özelliği vardır: Bu çağ, sınıf karşıtlıklarını yalınlaştırmıştır. Bütün bir toplum, iki büyük karşıt cepheye, birbiriyle dolaysızca karşı karşıya gelen iki büyük sınıfa, burjuvazi ile proletaryaya her geçen gün daha fazla bölünmektedir. …

“… Modern burjuvazinin kendisi de uzun bir gelişme sürecinin, üretim ve değişim biçimlerinde gerçekleşen bir dizi devrimin ürünüdür.

“Burjuvazi, …, modern sanayi ve dünya pazarının oluşmasından bu yana modern temsilî devlette siyasal egemenliği tek başına ele geçirmiştir. Modern devletin yürütme gücü, tüm burjuvazinin ortak işlerini yürüten bir kuruldan başka bir şey değildir.

Burjuvazi, tarihsel olarak, son derece devrimci bir rol oynamıştır. (abç)

Yazının tamamı için tıklayınız...

 

TKP 6.Programı’ndan

Bilimsel-Teknolojik Devrime İlişkin Bazı Hatırlatmalar

1. Çağımız devrimler çağıdır

Günümüzde kapitalizm, üretken güçleri, 19. yüzyıl endüstri devriminde olduğundan çok daha büyük değişime uğratarak devrimcileştirmektedir.

Bilimsel ve teknolojik buluşlar, emek-yoğun üretimi, ekonomik büyümenin motoru olmaktan çıkarmıştır. Bunun sonucunda, ileri kapitalist ülkelerde endüstri proletaryasının üretim sürecinde oynadığı rol daralmaktadır. Bazı ülkelerde ise, endüstri işçilerinin sayısında mutlak azalma vardır.

Günümüzde kapitalizm, teknolojideki devrimler nedeniyle, dünya kapitalist ekonomisinde büyük değişimler yaratmış, küreselleşmeyi bambaşka bir düzeye yükseltmiştir.

Yazının tamamı için tıklayınız...

 

Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya ÖNSÖZ (1859)

Karl Marks’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya yazdığı 1859 tarihli ÖNSÖZ’ün tam metni.

***

BURJUVA iktisat sistemini şu sırayla inceliyorum: sermaye, toprak mülkiyeti; ücretli emek, devlet, dış ticaret, dünya pazarı. İlk üç başlık altında modern burjuva toplumun bölündüğü üç büyük sınıfın İktisadî varlık koşullarını inceliyorum; öteki üç başlığın birbiriyle bağlantısı besbellidir.     Sermayeyi ele alan birinci kitabın birinci kısmı, şu bölümlere ayrılmıştır: 1.meta; 2.para ya da basit dolaşım; 3. genel olarak sermaye. İlk iki bölüm, bu kitabın içeriğini oluşturmaktadır. Basılmak üzere değil, kendi aydınlanmam için uzun zaman aralıklarıyla karaladığım ve tasarlanan plan gereğince sistemli olarak hazırlanması koşullara bağlı bulunan monografiler şeklinde materyaller, toplu halde önümde bulunmaktadır.

Yazının tamamı için tıklayınız...

 

ÇEVİRİ

Mavi Yakalıların Dirilişi (mi)?

Redaktörün önsözü:

Yapay zekâ uygulamaları dünyayı hallaç pamuğu gibi atmaya henüz başladığı için ülkemizde etkisi henüz fazlaca hissedilmiyor. Ancak, eğer zaten yaşamadıysak, çok uzak olmayan bir gelecekte, yığınsal işten çıkarmalarla, işkolunun küçülmesi gibi durumlarla karşılaşacağız.

Bu röportajda da söylendiği üzere, otomasyon, işçi çıkarmak demek. Burjuvazi, işçilerdeki tepkiyi yumuşatmak üzere, “üzülmeyin yeni ve daha fazla iş olanakları çıkacak” diyor, ama kendisi de gelişmelerin nereye varacağını bilmiyor. “Burjuva ağızlara hiç güvenmemeli” sözü boşuna söylenmemiştir.

Gelişmelere işçiler açısından bakarsak, kapitalizm altındaki her teknik ilerlemenin kaderi işçi çıkartılmasıdır. Kapitalist yaptığı hiçbir şeyi işçileri insanlığı düşünerek yapmaz. Kapitalistin attığı her adımın amacı maliyeti düşürmek ve kârı azamileştirmektir. Dolayısıyla ilk olarak işçi çıkartma yoluna gider. Bunu hiç unutmamalıyız.

İşçi sınıfı teknik ilerlemeye değil, bunun kâr amacına endekslenmesine karşıdır. Sendikası eliyle sermaye sahibini, yani işvereni, işçilere yeni meslekler öğretmeye, yeni beceriler edindirmeye zorlamak onun vazgeçilmez bir görevidir.

Hem yeni becerileri kazanacağız hem de yönetmeyi öğreneceğiz. Sonra da toplumsal olarak gereksizleşen sermayenin elinden yönetimi devralıp BİZ YÖNETECEĞİZ.

Demek ki, görevimiz çok yönlüdür: Hem dünya pazarındaki gelişmeleri izleyeceğiz hem yeni meslekler öğrenip yeni beceriler kazanacağız, hem de ne yapıp yapıp yönetmeyi öğreneceğiz. Üreten biziz yöneten de biz olacağız.

***

İnşaattan nitelikli iş gücüne, elektrikçilerden tesisatçılara, mekanik işlere kadar her şey… Kurmak zorunda olduğumuz tüm yapay zekâ fabrikalarını desteklemek için çok sayıda vasıflı işçiye ihtiyacımız olacak.

Fabrikalarda ve sahadaki işlerde makinelerle birlikte çalışabilecek kişilere olan talep oldukça yüksek. Peki ama yapay zekâ çağında “iyi iş” ne anlama geliyor?

Ben Isabel Berwick. Financial Times’ın Working It programını yönetiyorum; yönetim, liderlik ve işyerleri üzerine konuşuyor, sunumlar yapıyor ve yazıyorum. Bu seride, “iş”in geleceğine dair en yakıcı meseleleri ele alacak ve üst düzey yöneticilerle, işi nasıl daha iyi hale getirdiklerini konuşacağım.

***

İnsan ilişkilerinde bir sihir, herkes açısından insani bir bağ vardır. Yapay zekâ ve teknolojik dönüşüm ise, çalışma dünyasının geleneksel hiyerarşilerini ve statülerini altüst ediyor. Şimdiye kadar yapay zekânın beyaz yakalı, bürokratik ve profesyonel işler üzerindeki olası etkilerine büyük ilgi gösterildi. Ancak artık odak, sahada çalışan ve ama yaptığı iş masa başı olmayanlara kayıyor.

Gerçek ihtimal şu ki, bugün “beyaz yakalı” dediğimiz bazı işler, yapay zekâ ve diğer teknolojiler nedeniyle ortadan kalkacak, ya da metalaşıp sıradanlaşacak. Buna karşılık, bakım – onarım hizmeti gibi bugün “mavi yakalı” sayılan işler, tesisatçılık, elektrikçilik, zanaatkârlık gibi ve çıraklık tipi meslekler çok daha fazla değerlenecek.

Öncelikle yeni veri merkezlerinin (data centres) kurulması gerekiyor. Bunun için çok sayıda insana ihtiyaç var. Bu da veri merkezi inşa eden bir ekonomi için doğrudan ve olumlu bir gelişmedir.

Son on yıllarda yüksek öğretimi yaygınlaştırma politikaları, üniversite mezunu arayan işlere aşırı odaklanılmasına yol açtı. Bu durum vasıflı mavi yakalı işlere yönelen insan sayısında ciddi bir açık yarattı. Oysa günümüzde, özellikle dijital gelecek için yapılan devasa altyapı yatırımlarıyla birlikte, vasıflı teknik elemanlara, zanaatkârlara büyük bir ihtiyaç doğdu. Önümüzdeki beş yıl içinde dünya genelinde 2 binden fazla yeni veri merkezi kurulmasının planlandığı hesaba katılırsa, 450 binden fazla yeni teknisyen ve mühendise ihtiyaç duyulması bekleniyor. (Yazının Tamamı için Sayfaya Gidin)

ÇEVİRİ

Yapay Zekalı Geleceğe Hazırlanmak Gerek

Komünist Partisi’nin iradesiyle kapitalizmi geliştiren ve ülkenin altyapısını büyük bir hızla komünizme hazırlayan Çin Halk Cumhuriyeti’nde önemli şeyler oluyor. İzlemenizi tavsiye ederiz. Bu makale, Çin’de Yapay Zeka (Artificial Intelligence) alanında erişilen düzey ve ortaya çıkan sorunlar hakkında bizi kabaca aydınlatıyor

Hızla ilerleyen yapay zekâ (YZ) teknolojisi iş gücü piyasasını yeniden şekillendirmeye başlarken, Çinli gençler hem ciddi zorluklarla hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya kalıyor.

Pekin’de yaşayan 28 yaşındaki Hua Yilian, 2024 yılında yapay zekâ  (YZ) sektöründe işe girdikten sonra teknolojinin istihdam piyasası üzerindeki etkisini tüm açıklığıyla yaşadı.

Büyük bir model şirkette iş geliştirme uzmanı olarak çalışan Hua, bir yapay zekâ çeviri sisteminin hayata geçirilmesine öncülük etti. Ancak kutlama neredeyse anında sona erdi. Sistemi eğitmek için onunla birlikte günlerce çalışan bir dil uzmanı, sistem devreye girer girmez işten çıkarıldı.

Hua başından geçenleri şöyle anlattı:

“Yapay zekânın pek çok işi devralacağını biliyordum. Ama bunu şahsen yaşamak insanı sarsıyor. Her gün birlikte çalıştığınız, titiz ve emekçi bir arkadaşınızın, başarıya ulaşmasına katkı sunduğu projenin kurbanı olduğunu görmek kolay değil.”

Hua’nın deneyimi, Çin’de dönüşen yapay zekâ (YZ) istihdam piyasasının keskin çelişkisini yansıtıyor: Bir yanda büyük fırsatlar, diğer yanda geleneksel rollerin hızla ortadan kalkması. Pek çok işçi değişen iş ortamında kendine yer bulma kaygısı yaşarken, ortaya çıkan tablo hem umut hem de belirsizlik taşıyor.

McKinsey Danışmanlık şirketinin raporuna göre Çin’in 2030 yılına kadar yaklaşık 6 milyon yapay zekâ uzmanına ihtiyacı olacak. Ancak mevcut yerli yetenek havuzu bu ihtiyacın yalnızca üçte birini karşılayabilecek; bu da yaklaşık 4 milyon kişilik bir açık olacağı anlamına geliyor.

Çinli istihdam platformu Zhaopin’in verilerine göre, 2025’in ilk üç çeyreğinde yapay zekâ alanındaki iş ilanları yılda yüzde 3 hızında artarken, boş pozisyonlara başvuru sayısı yüzde 39 oranında yükseldi.

Küresel ölçekte YZ dönüşümü daha da kapsamlı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), geçtiğimiz yılın mayıs ayında dünya genelindeki işlerin dörtte birinin üretken yapay zekâdan etkilenebileceği uyarısında bulundu. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 İşlerin Geleceği Raporu (The Future of Jobs Report 2025 | World Economic Forum) çalışılan işlerde yerine getirilen rollerin yüzde 22’sinin yeniden şekilleneceğini, 170 milyon yeni iş yaratılırken 92 milyon işin ortadan kalkacağını ve net 78 milyonluk bir istihdam artışı oluşacağını öngörüyor.

Pekin Üniversitesi’nin araştırmacılarına göre muhasebeciler, editörler ve genç yazılımcılar otomasyondan en çok etkilenmeye müsait meslekler arasında yer alırken, birçok mavi yakalı iş durumdan görece daha az etkilenecek. Araştırmacı Zhang Dandan, “Yapay zekâ tekrara dayalı, kuralları olan işlerde çok başarılı. Orta derecede beceri gerektiren işler YZ dönüşümünde en kırılgan alan” diye açıklıyor.

Yapay zekâ dalgası hızlanırken, birçok genç kendisine şu soruyu soruyor: “Eğer YZ geleceği yeniden yazıyorsa, ben bu sürecin neresinde olmalıyım?” (Yazının Tamamı için Sayfaya Gidin)

Değerli dostlar,

EMAR VAKFI olarak 2025 yılını onaltıncı e-kitabımızı da sitemize ekleyerek sonlandırıyoruz.

Bu yılki seminer çalışmalarımızın sonuncusunu Prof B. Gökay’ın bir alt-emperyalist kuvvet olarak Türkiye’yi değerlendirdiği çalışma ile tamamladık.

Siyasal platformda bir grup hariç sol cephede hiç kimsenin Türkiye’nin emperyalist aşamadaki varlığı üzerine ses etmemesine, hatta birilerinin ülkenin “sömürge” olduğunu ilan etmesine Marksizmin bilimini uygulamaya çalışanlar olarak şaşırmamak elde değil.

Önümüzdeki yılda hem bu konuda, hem de sendikal hareketin karşı karşıya olduğu ciddi tehditler karşısında nasıl bir yol izlemesi gerektiğine dair çalışmaları sürdüreceğiz.

Dünyada ve Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ortamın oldukça karanlık olmasına rağmen, tek ve küresel kapitalist dünya pazarında süregiden sınıf mücadelesinin şaşmaz mantığına ve devrimci mücadelenin yükseleceğine olan inancımızla,

EMAR olarak tüm emekçilerin, dostlarımızın Yeni Yılını kutluyoruz.

2026’da umutlarımızı daha da büyütmek ve çoğaltmak üzere…

EMAR

Aralık 2025

Turkey’s Strategic autonomy in the 21st century 

its sub-imperialism moment
By Bulent Gokay

The theory of sub-imperialism, which originated in the 1960s, has garnered increasing attention over the last two decades. Various proponents of this theory point to Turkey as a model of such a sub-imperialist power. Over the past 30 years, Turkey has evolved into a significant industrial economy, integrated into productive networks centred on the European Union. This concept shows how Turkey can be both a subject of imperialism and an agent of imperialist practices within its spheres of influence, while also challenging traditional imperialist actors. To understand Turkey’s expansionist policies, it is essential to grasp its fragile position within the global capitalist system. The end of the Cold War in the early 1990s prompted major shifts in the organisation of the global economy that seriously challenged the dominance of the hegemonic power. As a result, the relative decline of the US has become more apparent. There is a noticeable decline in American hegemonic control over various regions. Russia and China are trying to establish their own spheres of influence. The reduced power of the USA at the top of the global hierarchy, its partial withdrawal from the Middle East, and the rise of alternative powers like Russia and China in a multipolar world have further increased the capacity of sub-imperialist powers to act. For example, Turkey is exploiting the US-Russia rivalry in Syria and expanding its influence in the region and beyond.

Seminer 51-Video / Sunum

 

SON DUYURU - 18 Aralık 2025

LAST NEWS - 18 December 2025

Sitemiz 18 Aralık 2025'de güncellendi.

 

Yapılan son etkinlik - 30 Kasım 2025

Last event - 30 November 2025

probiz-map

Amacımız

Dünyamız kapsamlı ve derin bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.

“Eski”, “miyadı dolmuş”, “yüksek miktarda enerji ve zaman tüketen” endüstriler, endüstri kolları, teknolojiler giderek yok olurken, dünya çapında emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları, her yönden üstlerine gelen, köklü ve müthiş acılara gebe değişikliklerle yerinden oynamaktadır. On milyonlarca insan, “iş” bildikleri süreçlerin tamamen ya da kısmen ortadan kalktığına şahit olmaktadır.

Dünya işçileri bu büyük değişimler çağında ortaya çıkan fırsatlardan, süreçte yaşananlardan ders çıkarmada; tehlike ve tehditleri küresel sınıf mücadelesinin olanaklarına ve kazanımlarına çevirmede yararlanabilir ve yararlanmalıdır. Tamamı...