TÜRKİYE VE EMPERYALİZMİN ZAYIF HALKASI OLMA KONUSU TAZELİĞİNİ KORUYOR
Bülent Gökay’ın uzun ve ayrıntılı değerlendirmesinde (https://emarvakfi.net/wp-content/uploads/EMAR/PDF/Turkey-as-a-Sub-Empir_tr_web.pdf) yansıyan en önemli gerçek, Türkiye’nin tüm bunalımları, açlığı ve ihtiraslarıyla birlikte, çok sıcak bir emperyaliist yeniden-paylaşım çekişmesi içinde olan bir coğrafyada alt-emperyalist bir güç olarak yer aldığıdır.
Bu durum, çoğu yerli ve milli “solak” merkez kabullenemese de, yeni bir durum değildir.
Türkiye Komünist Partisi’nde yetişmiş en güçlü – belki de tek – Marksist teorisyen olan R. Yürükoğlu, bu perspektifi, 1976’da Emperyalizmin Zayıf Halkası Türkiye broşüründe (https://emarvakfi.net/wp-content/uploads/TKP-IS/Kitaplar/PDF/EZHTBro.pdf) daha sonra da kitaplaştırılmış biçiminde (https://emarvakfi.net/wp-content/uploads/TKP-IS/Kitaplar/PDF/ryurukoglu_ezht_5.basimson_rs.pdf) getirmişti.
Başlangıçta yoğun ilgi gören ve parti üyeleri arasında kapış kapış dağıtımı yapılan kitap, daha sonra, hakim dış güçlerin “uyarısı” sonucu toplatılmış, yazarı MK üyeliğinden çıkartılmıştı. İşçinin Sesi hareketi böyle bir haksızlığa tepki olarak ortaya çıkmıştı. Bu konuda belge ve bilgi çoktur. R. Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 2.Kitap, bu konuda yazılmış birçok yazı ile doludur.
Tabii, ülkenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini nasıl analiz ederseniz, ona uygun bir siyasal starteji ve taktikler silsilesi önermek durumunda kalırsınız. Örneğin, yarı feodal yarı sömürge bir ülkede, ya da kapitalist gelişme düzeyi çok geri bir ülkede (mesela Türkiye’de(!!!) ) önünüzdeki ana görev, mesela “yerli ve milli burjuvaziye” olanca desteği vermek olarak önünüze gelebilir. SBKP’de ilgili departmanın başındaki kadronun, dünya komünist hareketine önerdiği (ya da dayattığı) de üç aşağı beş yukarı buydu.
SBKP, Lenin’den sonra, hemen hemen tüm durumlarda, sosyalizme yönelik, ülkeyi sosyalizme götürmeyi hedefleyen bir devrim stratejisi değil, milli burjuvaziye destek olmayı, onun önünü açmayı hedefleyen yollar önerdi. Bu trajik durumu yaşamayan KP yok gibidir. Çin devriminin sayfaları devrimci parti liderliği ile Komintern bürokratları ve Stalin yönetimi arasında ortaya çıkan gerilimlerle doludur. Bunları bugün okumak çok öğretici oluyor.
Bizim TKP’mizde de, bu durum zengince ele alınmıştır.
Üçüncü Program ve Görevlerimiz (R. Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 2.Kitap),
Sınıf Savaşımının Vardığı Aşama ve Komünist Partisi’nin Taktikleri (R. Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 2.Kitap),
Tarihin Savaş Çağrısı (R. Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 2.Kitap),
“ “Minimum” nesnel koşullar gevezeliği” yazısı (Siyasal Yazılar 3.Kitap), ve başka birçok yayın... Bunlara www.emarvakfi.org adresindeki arşivden ulaşabilirsiniz.
En nihayet, R.Y.’nin son dönem yazılarından bir demet:
“Türkiye’nin önünde reform değil devrim vardır” (Siyasal Yazılar 3.Kitap),
“Devrim Ortamı Yok, Oturup Bekleyecek miyiz?” (R.YÜRÜKOĞLU SİYASAL YAZILAR 4.KİTAP),
“Özelleştirme: Dünya kapitalizmi dinamik bir değişim geçiriyor” (R.YÜRÜKOĞLU SİYASAL YAZILAR 4.KİTAP),
Gazi direnişinin ardından yazılan “Şimdi bir değerlendirme zamanıdır” (R.YÜRÜKOĞLU SİYASAL YAZILAR 4.KİTAP)
Ölümünden kısa bir süre önce yayınladığı en son uyarıları:
“Türkiye ortamının gerisinde kalmayalaım” (R.Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 6.Kitap)
“Büyük Dönemeç” (R.Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 6.Kitap)
Ve menşevik zihniyetin (yani komünist partisinin varlığını ve mücadelesini, kendi yerli ve “milli” burjuvazisine “akıl vermeye” sınırlayan sapkınlığın, Marksizmden sapmanın) sözcülüğünü yapmış birisinin temsil ettiği anlayışa karşı devrimci ve marksist akımları uyarmaya çalışan “Nabi Yağcı ile Sohbet Üzerine” yazısı (R.Yürükoğlu, Siyasal Yazılar 6.Kitap)...
Sonuçta, biz, yeni yetişen komünistleri, tek dünya kapitalist pazarında, küreselleşmiş bir dünyada komünizm ideallerini siyasal meşale haline getirmeye niyetlenen genç kuşakları, bu konularda daha önce yazılmış olan görüşleri de hatırlamaya davet ediyoruz.
Öz itibarıyla, hayatın her an sorduğu “devrimci misin, değil misin?” sorusuna doğru yanıt verebilmek için, hem nesnel ortamı izlemek, bilimin ışığında doğru çözümlemek gerekir.
Bu, bu çözümlere uygun strateji ve taktiklerin geliştirilmesi ve devrimci teorinin devrimci pratiğe dönüşmesiyle tamamlanır. R.Yürükoğlu, yazdıklarıyla ve önerdikleriyle bize bu yolda ışık tutabilirse başarılı olmuştur diyebiliriz.
EMAR
Türkiye gerçeğini doğru anlamak üzere
Bugün sitemizde İngiltere’de Keele Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Bülent Gökay’ın Alt-Emperyalizm kavramı üzerine yaptığı ve Türkiye’yi de içine alan araştırmasının bir parçası olarak İngilizce hazırladığı henüz yayınlanmamış bir makalenin çevirisini yayınlıyoruz.
Biz bu makaleyi yeni teknik olanaklardan yararlanarak hızla Türkçeye çevirttik. Çeviriyi kolay okunur bir dille anlaşılabilmesi için kısmen redakte ederek “Yirmibirinci Yüzyılda Türkiye’nin Stratejik Özerklik Arayışı: Orta Doğu ve Afrika’da Alt-Emperyalist Rolünü Yönlendirmesi” başlığıyla sitemize koyuyoruz.
***
Türkiye’nin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini doğru anlamak Marksist siyasal bilimciler ve de siyasal hareketler açısından kilit öneme sahiptir.
Ne yazık ki, bugün hâlâ konunun önemini yeterince kavramamış, dağarcıklarında ezberlerinde ne varsa onu kullanmakla yetinen hareketler olduğu görülüyor.
Bunların bir kısmının Türkiye toplumu için “yarı-feodal bile değil, feodal ve sömürge” kavramını bozuk plak gibi tekrarladıklarını, bir başka kesimin ise ellerinde milli bayraklarla “yerli ve milli” Türk ve anti-emperyalist rollerini gönülden üstlendiklerini görmekteyiz. Özellikle NATO karşıtı gösterilerde bunu herkes gözlemlemiştir sanıyoruz.
“Türkiye emperyalisttir “sözünü telaffuz eden başka bir kesim ise, emperyalist burjuvaziye “öyle değil de şöyle yaparsan daha iyi olur” diye akıl vermekle meşgul. Yani düpedüz sosyal-emperyalistlik yapılıyor.
Durum pek iç açıcı olmasa da, Marksistin birinci görevi, gerçeği olduğu gibi, tüm veçheleriyle tespit etmek ve anlamaktır. Devrimci teori, bu gerçeğin üstüne kurulur, devrimci pratik bu gerçeği esas alarak geliştirilir. Biz böyle öğrendik.
Aynı zamanda vakfımızın akademik danışmanı olan Bülent Gökay dostumuzun daha geniş bir çalışmanın ilk ürünü olarak hazırladığı bu makalenin, bu anlayışla, Türkiye gerçeğinin doğru tespiti yolunda değerlendirileceğini umuyoruz.
İyi okumalar diliyoruz.
EMAR
SEVGİYLE ANIYORUZ!
TKP kurucu önderi Mustafa Suphi
ve 14 yoldaşımızı, egemen sınıf elinde katledilmelerinin
105. yıldönümünde sevgiyle anıyoruz.
“28 KANUNİSANİ
ta ata aa ta ta ha ta tta ta
tarih
sınıfların
mücadelesidir
1921
kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz
on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş
bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat
28 kanunisaniyi unutma!”
Hou Chuoen’in China Daily’de yayınlanan “Geleceğe Hazırlanmak” başlıklı yazısı vesilesiyle, ilericilerin dikkatini bazı noktalara çekmek; işin ve işçi sınıfının geleceği üzerine kafa yoran Marksist arkadaşlara daha önce yayınlanmış bazı kaynakları hatırlatmak üzere aşağıdaki üç kaynağı sitemize koyuyoruz. İyi okumalar!
Bu kaynaklardan birincisi, Komünist Partisi Manifestosu’dur.
İkinci kaynak olarak, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya Önsöz.
Sonuncu kaynak da , 1999’da 10.Kongre’de kabul edilen TKP 6. Programı’nın Bilimsel-Teknolojik Devrim’e ayrılmış bölümü.
KOMÜNİST MANİFESTO’DAN
Günümüze Bazı Hatırlatmalar
Marks-Engels, 1848’de yayınladıkları Komünist Manifesto’da aynen şunları söylediler:
“… Çağımızın, burjuva çağının ayırt edici bir özelliği vardır: Bu çağ, sınıf karşıtlıklarını yalınlaştırmıştır. Bütün bir toplum, iki büyük karşıt cepheye, birbiriyle dolaysızca karşı karşıya gelen iki büyük sınıfa, burjuvazi ile proletaryaya her geçen gün daha fazla bölünmektedir. …
“… Modern burjuvazinin kendisi de uzun bir gelişme sürecinin, üretim ve değişim biçimlerinde gerçekleşen bir dizi devrimin ürünüdür.
“Burjuvazi, …, modern sanayi ve dünya pazarının oluşmasından bu yana modern temsilî devlette siyasal egemenliği tek başına ele geçirmiştir. Modern devletin yürütme gücü, tüm burjuvazinin ortak işlerini yürüten bir kuruldan başka bir şey değildir.
“Burjuvazi, tarihsel olarak, son derece devrimci bir rol oynamıştır. (abç)
Yazının tamamı için tıklayınız...
TKP 6.Programı’ndan
Bilimsel-Teknolojik Devrime İlişkin Bazı Hatırlatmalar
1. Çağımız devrimler çağıdır
Günümüzde kapitalizm, üretken güçleri, 19. yüzyıl endüstri devriminde olduğundan çok daha büyük değişime uğratarak devrimcileştirmektedir.
Bilimsel ve teknolojik buluşlar, emek-yoğun üretimi, ekonomik büyümenin motoru olmaktan çıkarmıştır. Bunun sonucunda, ileri kapitalist ülkelerde endüstri proletaryasının üretim sürecinde oynadığı rol daralmaktadır. Bazı ülkelerde ise, endüstri işçilerinin sayısında mutlak azalma vardır.
Günümüzde kapitalizm, teknolojideki devrimler nedeniyle, dünya kapitalist ekonomisinde büyük değişimler yaratmış, küreselleşmeyi bambaşka bir düzeye yükseltmiştir.
Yazının tamamı için tıklayınız...
Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya ÖNSÖZ (1859)
Karl Marks’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya yazdığı 1859 tarihli ÖNSÖZ’ün tam metni.
***
BURJUVA iktisat sistemini şu sırayla inceliyorum: sermaye, toprak mülkiyeti; ücretli emek, devlet, dış ticaret, dünya pazarı. İlk üç başlık altında modern burjuva toplumun bölündüğü üç büyük sınıfın İktisadî varlık koşullarını inceliyorum; öteki üç başlığın birbiriyle bağlantısı besbellidir. Sermayeyi ele alan birinci kitabın birinci kısmı, şu bölümlere ayrılmıştır: 1.meta; 2.para ya da basit dolaşım; 3. genel olarak sermaye. İlk iki bölüm, bu kitabın içeriğini oluşturmaktadır. Basılmak üzere değil, kendi aydınlanmam için uzun zaman aralıklarıyla karaladığım ve tasarlanan plan gereğince sistemli olarak hazırlanması koşullara bağlı bulunan monografiler şeklinde materyaller, toplu halde önümde bulunmaktadır.
Yazının tamamı için tıklayınız...
ÇEVİRİ
Yapay Zekalı Geleceğe Hazırlanmak Gerek
Komünist Partisi’nin iradesiyle kapitalizmi geliştiren ve ülkenin altyapısını büyük bir hızla komünizme hazırlayan Çin Halk Cumhuriyeti’nde önemli şeyler oluyor. İzlemenizi tavsiye ederiz. Bu makale, Çin’de Yapay Zeka (Artificial Intelligence) alanında erişilen düzey ve ortaya çıkan sorunlar hakkında bizi kabaca aydınlatıyor
Hızla ilerleyen yapay zekâ (YZ) teknolojisi iş gücü piyasasını yeniden şekillendirmeye başlarken, Çinli gençler hem ciddi zorluklarla hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya kalıyor.
Pekin’de yaşayan 28 yaşındaki Hua Yilian, 2024 yılında yapay zekâ (YZ) sektöründe işe girdikten sonra teknolojinin istihdam piyasası üzerindeki etkisini tüm açıklığıyla yaşadı.
Büyük bir model şirkette iş geliştirme uzmanı olarak çalışan Hua, bir yapay zekâ çeviri sisteminin hayata geçirilmesine öncülük etti. Ancak kutlama neredeyse anında sona erdi. Sistemi eğitmek için onunla birlikte günlerce çalışan bir dil uzmanı, sistem devreye girer girmez işten çıkarıldı.
Hua başından geçenleri şöyle anlattı:
“Yapay zekânın pek çok işi devralacağını biliyordum. Ama bunu şahsen yaşamak insanı sarsıyor. Her gün birlikte çalıştığınız, titiz ve emekçi bir arkadaşınızın, başarıya ulaşmasına katkı sunduğu projenin kurbanı olduğunu görmek kolay değil.”
Hua’nın deneyimi, Çin’de dönüşen yapay zekâ (YZ) istihdam piyasasının keskin çelişkisini yansıtıyor: Bir yanda büyük fırsatlar, diğer yanda geleneksel rollerin hızla ortadan kalkması. Pek çok işçi değişen iş ortamında kendine yer bulma kaygısı yaşarken, ortaya çıkan tablo hem umut hem de belirsizlik taşıyor.
McKinsey Danışmanlık şirketinin raporuna göre Çin’in 2030 yılına kadar yaklaşık 6 milyon yapay zekâ uzmanına ihtiyacı olacak. Ancak mevcut yerli yetenek havuzu bu ihtiyacın yalnızca üçte birini karşılayabilecek; bu da yaklaşık 4 milyon kişilik bir açık olacağı anlamına geliyor.
Çinli istihdam platformu Zhaopin’in verilerine göre, 2025’in ilk üç çeyreğinde yapay zekâ alanındaki iş ilanları yılda yüzde 3 hızında artarken, boş pozisyonlara başvuru sayısı yüzde 39 oranında yükseldi.
Küresel ölçekte YZ dönüşümü daha da kapsamlı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), geçtiğimiz yılın mayıs ayında dünya genelindeki işlerin dörtte birinin üretken yapay zekâdan etkilenebileceği uyarısında bulundu. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 İşlerin Geleceği Raporu (The Future of Jobs Report 2025 | World Economic Forum) çalışılan işlerde yerine getirilen rollerin yüzde 22’sinin yeniden şekilleneceğini, 170 milyon yeni iş yaratılırken 92 milyon işin ortadan kalkacağını ve net 78 milyonluk bir istihdam artışı oluşacağını öngörüyor.
Pekin Üniversitesi’nin araştırmacılarına göre muhasebeciler, editörler ve genç yazılımcılar otomasyondan en çok etkilenmeye müsait meslekler arasında yer alırken, birçok mavi yakalı iş durumdan görece daha az etkilenecek. Araştırmacı Zhang Dandan, “Yapay zekâ tekrara dayalı, kuralları olan işlerde çok başarılı. Orta derecede beceri gerektiren işler YZ dönüşümünde en kırılgan alan” diye açıklıyor.
Yapay zekâ dalgası hızlanırken, birçok genç kendisine şu soruyu soruyor: “Eğer YZ geleceği yeniden yazıyorsa, ben bu sürecin neresinde olmalıyım?” (Yazının Tamamı için Sayfaya Gidin)
Amacımız
Dünyamız kapsamlı ve derin bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.
“Eski”, “miyadı dolmuş”, “yüksek miktarda enerji ve zaman tüketen” endüstriler, endüstri kolları, teknolojiler giderek yok olurken, dünya çapında emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları, her yönden üstlerine gelen, köklü ve müthiş acılara gebe değişikliklerle yerinden oynamaktadır. On milyonlarca insan, “iş” bildikleri süreçlerin tamamen ya da kısmen ortadan kalktığına şahit olmaktadır.
Dünya işçileri bu büyük değişimler çağında ortaya çıkan fırsatlardan, süreçte yaşananlardan ders çıkarmada; tehlike ve tehditleri küresel sınıf mücadelesinin olanaklarına ve kazanımlarına çevirmede yararlanabilir ve yararlanmalıdır. Tamamı...